Yiğit blur

Yiğit blur @ejder

Anksiyete

(id: 305)

17 Eylül 2020, Perşembe 00:46

nksiyete bir diğer adıyla kaygı bozukluğu, psikolojik bir rahatsızlıktır. Günlük hayatımızda ara sıra anksiyete yaşamak olağandır. Çünkü zaman içerisinde karşı karşıya kaldığımız olaylardan ötürü endişelenebilir ya da gelecek ile ilgili maddi-manevi anlamda kaygılar duyabiliriz. Günlük yaşamda kaygı duymak her ne kadar normal olsa da, dozunda bir aşırılık mevcutsa o zaman tıbbi bir hastalıktan söz edebiliriz.
Anksiyete bozukluğu olan kişilerde, yoğun, sürekli devam eden bir endişe hali ve günlük hayatta rastlanılan durumlara karşı korku vardır.Panik atak krizleriyle de kendini gösterebilir. Bu duyulan aşırı endişe, kaygı, panik durumu günlük aktivitelerin süregelmesini sekteye uğratır. Kontrol edilmesi ve yönetilmesi zor olduğu gibi, zaman öngörüsünde de bulunulamamaktadır. Bu halin belirtileri çocukluk, gençlik yıllarında başlayıp yetişkinliğe kadar devam edebilmektedir. Yetişkinlik döneminin ardından azalma eğilimindedir.
Anksiyete bozukluklarının kendi içinde; sosyal anksiyete bozukluğu, ayrılık anksiyetesi, spesifik fobiler, genelleştirilmiş anksiyete gibi bölümleri de mevcuttur. Bu bağlamda sadece bir değil birden fazla anksiyete bozukluğundan muzdarip olabilirsiniz. Bazen tıbbi bir tedavi ile çözüme ulaşılması gerekebilir.

Anksiyete Nedir?

Kaygılar, günlük yaşamda karşılaştığınız sorunlar ile baş edebilmeniz için sizi hazırlayıp, daha hızlı karar verebilmenize ortam hazırlar. Kaygı aslında beyninizin strese tepki vermesi ve sizi ileride yaşayabileceğiniz potansiyel tehlikeler konusunda uyarma şeklidir.

Toplumun yaklaşık olarak %18’i kaygı bozukluğu probleminden muzdariptir ve problemin artış derecesi ile beraber hastalık seviyesinde seyredebilir. Anksiyetesi olan bir kişi, her zaman en kötü senaryoyu düşünür ve bu düşünceler kontrolü dahilinde gerçekleşmez.

Sürekli olarak kaygı, endişe yaşayan bir kişinin sosyal hayatı sekteye uğrayabilir, ruhsal sağlığı bozulabilir ve gündelik işlerde ki verimi azalabilir. Bu yüzden kaygı bozukluğu olan kişilerin hayat kalitesi oldukça düşmektedir.

Anksiyete Bozuklukları Nelerdir?

Anksiyete bozukluğunun birkaç türü mevcuttur:

Genelleştirilmiş Anksiyete Bozukluğu: Ortada bir neden olmadan duyulan aşırı endişe ve gerginlik hissiyatı.
Panik Atak: Ani ve yoğun korku, beraberinde panik atakları meydana getirebilir. Bu esnada göğsünüzde ağrı hissedebilir, vücudunuzda ter boşalması yaşayabilir, kalp atışlarınızda hızlanma gözlemleyebilirsiniz. Bazen süreç boğulduğunuzu ya da kalp krizi geçirdiğinizi düşünmenize sebep olacak kadar ağır seyredebilir.
Sosyal Anksiyete Bozukluğu: Bireysel ilişkilerinizde, başkalarının sizin yaptıklarınızı yargılaması, alay etmesine karşı endişe, stres duyma haline denir.
Belirli Fobiler: Yükseklik korkusu şeklinde kendini gösterebilir. Bu korkuya sahip olan kişiler uçağa binmek ya da yüksek katlı evlerde oturmaktan dolayı endişe duyabilir.
Agorafobi: Kalabalığın içinde, acil bir durum yaşandığında hareket kabiliyetiniz kısıtlı olduğu için korku, endişe duyabilirsiniz.

Ayrılık Kaygısı: Sevdiğiniz kişiler yanınızdan ayrıldığında çok endişe duyuyor ve her an gözünüzün önünde olsun istiyorsanız ayrılık kaygısı problemi yaşıyor olabilirsiniz.
Seçici Dilsizlik: Bazı çocuklar ailesiyle konuşarak iletişim kurabilirken, toplum içinde konuşamamaktadırlar. Bu sosyal kaygıya seçici dilsizlik denmektedir.


Anksiyete Bozukluklarının Nedenleri Nelerdir?

Anksiyete bozukluklarının nedenleri kesin olarak anlaşılamamıştır. Fakat travmatik olaylar, çeşitli deneyimler, sağlık sorunları, kalıtsal faktörler gibi etmenlerin kaygı bozukluklarını tetikleyebildiği görülmektedir.

Genetik sebeplerden kaynaklı anksiyete bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu yüzden akrabalarınız arasında bu rahatsızlığa sahip olan varsa risk altındasınız demektir.
Beyninizde ki korku ve duyguları kontrol eden bölümlerin hatalı bağlanması kaygı bozukluklarına sebebiyet verebilir.

Çevresel yaşadığınız travmalardan (çocuklukta istismar edilme, çok sevdiğiniz birinin ölümü veya saldırıya uğraması gibi) ötürü anksiyete bozukluğu yaşayabilirsiniz.

Kalp, akciğer, tiroid, şeker gibi sağlık sorunları anksiyete bozukluklarına sebebiyet verebilir.
Kullanmış olduğunuz ilaçların bir yan etkisi de kaygı bozukluğu olabilir.
Aile ve akrabalarınız arasında kaygı bozukluğundan muzdarip biri yoksa, çocukken böyle bir şey yok ve yeni yeni ortaya çıkıyorsa, altında tıbbi bir sebep yatıyor olabilir. Hekim tarafından kontrol edilip ona göre yol haritası çizilmelidir.

#Kronikanksiyetetesti
#YaygınanksiyetebozukluğuOlanlar
#Yaygınanksiyetebozukluğunedir
#Yaygınanksiyetebozukluğutedaviedilmezseneolur
#Yaygınanksiyetebelirtileriçokgenişolarak
#Akutanksiyete
#Eniyianksiyeteilacıhangisi

Ankilozan Spondilit (kamburluk)

(id: 304)

17 Eylül 2020, Perşembe 00:41

Ankilozan Spondilit (Kamburluk Nedir?)

Ankilozan spondilit, ya da halk arasındaki adıyla kamburluk, bireyin omurgasında bulunan bir takım bazı küçük kemiklerin, yani omurların zamanla birbirleri ile kaynaşmasına neden olabilen inflamatuar bir hastalıktır. Bu kaynaşma sonucunda omurga daha az esnek bir hal almaya başlar ve bireyin normal duruşu öne eğik bir hal alabilir. Eğer kaburgalar ankilozan spondilite yol açan inflamasyondan etkilenirse birey için derin nefes almak çok zor olabilir.
Ankilozan spondilit, erkekler arasında kadınlardan daha sık görülür. Hastalığın belirti ve semptomları tipik olarak erken yetişkinlikte ortaya çıkmaya başlar. En yaygın olarak gözlerde olmak üzere bireyin vücudunun diğer bölümlerinde de iltihaplanma meydana gelebilir. Ne yazık ki ankilozan spondilit hastalığının kesin ve kalıcı bir tedavisi yoktur. Ancak semptomları azaltmak ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatmak için kullanılan bir takım tedavi türleri mevcuttur.

Ankilozan Spondilit İle Ortaya Çıkabilecek Komplikasyonlar Nelerdir?

Şiddetli ankilozan spondilit vakalarında, vücudun hasar gören kemik yapılarını iyileştirme girişiminin bir parçası olarak yeni kemik dokusu oluşur. Bu yeni ortaya çıkan kemik dokusu omurlar arasındaki boşluğu kademeli olarak kaplar ve en sonunda omur bölümlerini doğal hareketi engelleyecek şekilde birleştirir. Bireyin omurgasının bu kısımları sertleşir ve esnekliğini yitirir. Birleşim aynı zamanda bireyin göğüs kafesini sertleştirerek akciğer kapasitesini ve işlevini kısıtlayabilir.

Ankilozan spondilitin en yaygın komplikasyonlarından biri olan üveit, ani başlayan ve hızlı gelişen göz ağrısına, kuvvetli ışığa karşı duyarlılığa ve aniden bulanık görmeye neden olabilir. Bu semptomları gösteren bireylerin bir an önce göz doktoruna başvurması gereklidir.

Bazı vakalarda bireylerin kemikleri, ankilozan spondilitin erken evrelerinde incelir. Zayıflamış omurlar parçalanır ve bireyin eğik duruşunu ağırlaştırabilir. Bu parçalanmaya sıkıştırma kırılması adı verilir. Meydana gelen omurga kırıkları, omuriliğe ve omurgadan geçen sinirlere baskı uygulayarak muhtemelen önemli derecede zarar verebilir.

Ankilozan spondilit, insan vücudundaki en büyük atardamar olan aort üzerinde sorunlara yol açabilir. İltihaplı aort, kalpteki aort kapakçığının şeklini bozacak ve işlevini bozacak kadar büyüme eğilimi gösterebilir.


#Ankilozanspondilitkamburluk
#AnkilozanSpondilitkamburluktedavisi
#AnkilozanSpondilitöldürürmu
#AnkilozanSpondilithastalarıNeleredikkatetmeli
#AnkilozanSpondilitishayatı

Anestezi

(id: 303)

17 Eylül 2020, Perşembe 00:25

Anestezi, kişinin ameliyat olabilmesini sağlayan en önemli unsurlardan biridir. Ameliyatın güvenli ve sağlıklı olabilmesi, hastanın işlem esnasında ağrı duymaması ve cerrahın da rahat çalışabilmesi için, tıbbi ilaçlar kullanarak hastanın vücudunun uyuşturulması anestezi olarak tanımlanıyor.

Anestezinin üç türü var; genel, bölgesel ve lokal anestezi. Genel anestezide tüm vücut uyuşturuluyor ve hastanın bilinci kapanıyor. Vücudun belden aşağısını, kol ya da bacak gibi belli bir bölgesini uyuşturma işlemine ise bölgesel anestezi deniliyor. Bu yöntemde ise hastanın bilinci açık iken girişim yapılıyor.

Lokal anestezi de daha küçük bir bölgenin uyuşturulmasıyla yapılıyor. Örneğin benlerin alınması gibi küçük işlemlerde bu yöntem uygulanıyor.

Genel anestezinin yanı sıra, vücudun belden aşağısını uyuşturmayı sağlayan spinal ve epidural anestezi ile tek kol ve tek bacağı uyuşturan RİVA anestezi türleri de hastaların ameliyat sonrasını daha kolay atlatmasını sağlıyor.

Bölgesel Anestezide Hangi Yöntemler Tercih Ediliyor?

Göbek deliğinden aşağısının uyuşturulmasının hedeflendiği ameliyatlarda bölgesel anestezi tercih ediliyor. Spinal anestezi, epidural anestezi ya da ikisinin birden uygulandığı kombine spinal-epidural anestezi olmak üzere üç şekilde uygulanıyor. Bu yöntemler tercih edilirken, ameliyatın türü ve süresi göz önüne alınıyor.

Hangi Ameliyatlarda Kullanılıyor?

Sezaryen ya da normal doğum, kasık fıtığı, idrar kesesi ve anal bölge ameliyatları ile kalça-diz protezleri ve varikosel cerrahisinde bu yöntem tercih ediliyor. Kısacası göbek deliğinin altında yapılacak her türlü cerrahi işlemde bu yöntem kullanılabiliyor.


Spinal Anestezi Nedir?

Tek bir enjeksiyonla uyuşmanın sağlanması spinal anestezi olarak tanımlanıyor. Omurilik, bel bölgesinde belirli bir seviyede sonlanıyor. Onun iki ya da üç omur aşağısına, omurların arasından girilerek enjeksiyon yapılıyor. Beyni baş kısmında sarıp, kuyruk sokumuna kadar devam eden beyin zarı delinerek omurilik sıvısı içine ilaç veriliyor. Bu, o bölgeden geçen sinirler tarafından emiliyor ve uyuşma başlıyor. Buradan gelen ağrı sinyalleri beyne iletilmiyor ve hasta ağrı duymuyor.

Epidural Anestezi Nasıl Yapılıyor?

Bu yöntemin spinal anesteziden farkı, enjeksiyonun epidural aralığa yapılması ve yapılan yere epidural kateter adı verilen ince bir borunun yerleştirilmesi oluyor. 40-50 cm uzunluğundaki borunun yaklaşık 8-10 cm'si vücudun içinde kalıyor. Geri kalan kısım da hastanın omuzuna bantlanıyor. Ucunda da ilaç vermeye yarayan bir musluk bulunuyor. Ameliyat sonrası ağrı oluşması halinde, daha düşük dozlardaki lokal anesteziler buradan bele gönderiliyor. Hastanın ağrısı önemli ölçüde kontrol ediliyor.

Spinal Anestezi ve Kombine Spinal-Epidural Anestezi Neden Tercih Ediliyor?

Hastaların solunum cihazına bağlanmaması büyük bir avantaj olarak öne çıkıyor. Öte yandan bulantı ve kusma gibi şikayetlere genel anestezide daha çok rastlanıyor. Spinal anestezi ve kombine spinal-epidural anestezi, özellikle sezaryenlerde bebek ve anne temasının hemen sağlanması açısından önem taşıyor.

Bebek için de tıbbi açıdan önemi bulunuyor. Çünkü genel anestezide bebek az da olsa bir miktar ilaca maruz kalıyor. Erken dönemlerde bebeğin genel anesteziye maruz kalması, doğumdan sonra solunum sorununa neden olabiliyor. Belden aşağısı uyuşturulan bir annenin bebeği, genel anestezi ile uyutulanınkine göre daha zinde oluyor.

Ameliyat sonrasında hastanın kendine gelme süreci daha rahat gerçekleşiyor. Öte yandan solunum sistemi hastalıkları olanlar ve ileri yaştaki hastalarda bu yöntem özellikle tercih ediliyor. Tok olduğu halde acilen ameliyata alınması gereken hastalarda da spinal anestezi ve kombine spinal-epidural anestezi kullanılıyor.
Genel anestezi

#Epiduralanestezi
#Lokalanestezi
#Spinalanestezi
#Lokalanestezisonrasıuyuşukluk
#Spinalanesteziriskleri
#Lokalanestezinedir
#Genelanestezikimlereuygulanmaz

Anemi

(id: 302)

17 Eylül 2020, Perşembe 00:18

Kana rengini veren ve oksijenin hücrelere taşınmasını sağlayan proteine hemoglobin denir. Hemoglobin, kanda kırmızı kan hücreleri (alyuvar) tarafından taşınır. Kanda bulunan hemoglobin proteinin normal seviyenin altına düşmesi veya alyuvarların sayısının azalması durumuna anemi (kansızlık) adı verilir. Aneminin birçok tipi bulunmaktadır: Sonradan ortaya çıkabileceği gibi doğumsal da olabilmektedir.

Aneminin tedavi edilmemesi vücutta bazı sorunlara yol açabiliyor. Anemi, aynı zamanda hipoksi denilen, dokulara yeterli oksijenin iletilemediği durumlara yol açıyor. Vücuda yeterli miktarda oksijen girmediği için tüm organlar zorlanmaya başlıyor.

Anemi oksijen yetersizliğinden dolayı tüm iç organları ve kasları zorlarken, vücutta ağrılara, duygu durum bozukluklarına, unutkanlığa, el ve ayaklarda da uyuşmalara neden olabiliyor.

Aneminin tespit edilmesiyle birlikte nedenine göre tedavi planlanmasına bir an önce başlanması gerekmektedir. Kansızlığın nedenleri arasında genetik faktörler olabileceği gibi beslenme eksikliğinden kaynaklı da olabilir. Aneminin tedavi edilmeden önce çok iyi araştırılması ve hekimin de ihtiyaç duyması halinde mide – bağırsak endoskopisi gibi tetkiklerin yapılması gerekiyor.

(bkz: Anemi Türleri)

Orak Hücreli Anemi
Hem anne, hem de babadan geçen kalıtsal bir kan bozukluğudur. Kırmızı kan hücreleri yuvarlak, esnek ve halkaya benzer bir şekildedir. Orak hücreli anemiye sahip olan kişiler de ise kırmızı kan hücreleri orak şeklini aldığı ve esnekliğini kaybettiği için ismini de buradan almaktadır. Normal kan hücreleri kılcal damarların içinden geçiş yapabilirken, anormal hücreler ise kılcal damarların içinde saplanır geçiş yapamaz. Bu durumda hayati tehlikeye yol açabilir.

Aplastik Anemi
Aplastik anemi kemik iliği yetmezliğine bağlı gelişen hastalıklardan biridir. Kemik iliğinde kan hücrelerinin üretilemediği durumlara da denilmektedir. Hem beyaz, hem de kırmızı kan hücrelerinin azalması veya tamamen yok olmasıyla, hastanın hayatını riske atabilen ciddi hastalıklardan biridir.

Hemolitik Anemi
Periferik kanda kırmızı kan hücrelerinin zamanından önce yaşam sürelerinin kısalmasıyla ortaya çıkan bir anemi türüdür. Hemolitik anemi kalıtsal olabileceği gibi etkenlere bağlı olarak sonradan da gelişebilmektedir. Hemolitik anemide vücut ortalamanın 6 ila 8 katı daha fazla kan hücresi üretmeye başlar fakat hücrelerin tahrip edilmesi, yeni üretilen kan hücrelerinden daha hızlı gelişmektedir. Bu da hemoliz denen kan hücresi yıkımına neden olur.

Pernisiyöz Anemi
Pernisiyöz Anemi, B12 vitamini ile doğrudan alakalıdır. Pernisiyöz anemisi olan kişiler yiyeceklerden yeterli miktarda B12 vitamini alamazlar. Midede üretilen intrinsik faktör denen proteine sahip değillerdir. Bu proteinin eksikliği B12 vitamini eksikliğine yol açar ve böylece B12 eksikliğinden kaynaklanan pernisiyöz anemisi meydana gelir.

Megaloblastik Anemi
Megaloblastik anemi, normalden daha düşük olduğu bir anemi türüdür. B-12 vitamini, folat eksikliği anemisi veya makrositik anemi olarak da bilinir.

Nedenleri
Doğumsal olmayıp, erişkinlik döneminde ortaya çıkan aneminin üç önemli nedeni vardır. Bunlar; demir eksikliği, B12 eksikliği ve folik asit eksikliğidir.

Demir hemoglobin proteininin en önemli bileşenlerinden biridir; demir eksikliği durumunda hemoglobin üretilemez ve anemi meydana gelir. Bu duruma demir eksikliği anemisi adı verilir.

Demir eksikliği anemisi, demir bakımından fakir beslenme ve bir takım mide-bağırsak sorunları neticesinde ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra bazı kadınlarda demir eksikliği regl döneminde gereğinden fazla kan kaybetmelerinden dolayı ortaya çıkmaktadır.

Folik asit ve B12 vitamini de alyuvarların üretiminde önemli rollere sahiptir. Bu nedenle folik asit ve B12 yönünden fakir beslenmek de anemiye yol açabilmektedir. Özellikle kırmızı etin az tüketimi veya hiç tüketilmemesi B12 vitamini ve demir eksikliğine yol açarken, sebze tüketmeyen kişilerde de folik asit eksikliği görülebiliyor. Anemileri engellemek için besinlerin dengeli bir şekilde tüketilmesi gerekiyor.

Travma veya iç kanama gibi nedenlerle yaşanan kan kayıpları da anemilere yol açabilen nedenler arasındadır.

Doğumsal olarak gelişen anemiler genellikle genetik faktörlere bağlıdır. Halk arasında Akdeniz anemisi olarak bilinen talasemiler ve orak hücre hastalıkları bunlara örnektir.

Tüm bunların yanı sıra, kronik hastalıkların da anemiye sebep olabileceği unutulmamalıdır.

#Akdenizaneminedir
#Anemiöldürürmu
#Aplastikanemi
#Demireksikliğianemisi
#Hemolitikanemi
#AnemiiçinBESLENME

Anal Pruritus (anal Kaşıntı)

(id: 301)

17 Eylül 2020, Perşembe 00:11

Anal pruritus (kaşıntı) makat bölgesinde genellikle kronik olarak görülen bir sorun. Bu sorun, bazen kıl kurdu gibi parazitler ya da “psoriasis” gibi bazı deri hastalıklarına bağlı olarak, bazen de hemoroidal hastalık, anal fissür, crohn hastalığı, anal bölge kanserleri gibi sorunlara ek olarak gelişebiliyor.
Makatta kaşıntı ile birlikte sık olarak makat etrafında kızarıklık, sulanma, ağrı, yanma ve makat derisinde kalınlaşma, sertleşme gibi belirtiler gösterebiliyor.

Tanı Yöntemleri

Muayenenin yanı sıra tanı amaçlı çeşitli tetkikler istenebiliyor. Altta yatan olası nedenlere ve deri dokusunda yarattığı bozulmalara göre hastalığın şiddeti saptanıyor. Anoskopi, rektoskopi, sigmoidoskopi, kolonoskopi, dışkı analizi, deri biyopsisi ya da alerji testi gibi çeşitli tanı yöntemlerine ihtiyaç duyulabiliyor.

Tedavi Yöntemleri

Tedavide öncelikle, parazit gibi altta yatabilecek unsurlar aranıyor. Altta bu tür bir unsur saptanamadığından diğer testlerin sonuçlarına göre çok yönlü bir tedavi stratejisi uygulamak gerekiyor.

Bunların arasında; özel diyet, banyo, pomat uygulaması, gerekirse mantar tedavisi, gibi uygulamalar bulunuyor. Tedavide steroid içeren / kortizonlu kremler çok kısa süreli kullanılabiliyor. Ayrıca çinko-oksitli pomatlardan da yararlanılabiliyor.


#Makattakaşıntıveyanma
#Geçmeyenmakatkaşıntısı
#Makatkaşıntısıiçinkrem
#Makatkaşıntısızeytinyağı
#Vajinavemakatkaşıntısınasılgeçer
#Makattakaşıntıveakıntı
#Makattakızarıklık
#Makattakaşıntıvekanama

Orqun şu an "beta" sürümüyle yayındadır. Karşılaştığınız aksaklıklar ya da önerileriniz için İletişim sayfamızdan bizimle iletişime geçebilirsiniz.