Adnan Kaşıkçı

Adnan Kaşıkçı @rmmtr

Hemen hepimizin bilgisayar almaya kalktığımızda ilk seçtğimiz parçalardan bir tanesi de ekran kartıdır fakat yanlızca prosedürcü, hafıza ve sabit diske bakarak bilgisayar seçtiğimiz günlerin üstünden o kadar da uzun seneler geçmedi.
şimdi yeri geldiği zaman tek bilgisayar parası verebildiğimiz ekran kartlarına bir miktar yakından bakalım.


Standart tek ekran kartının görünüşü.
Ekrandaki Görüntü ne şekilde Oluşur?
Monitörünüze yeterince yakından bakarsanız görüntünün defa ufak noktalardan oluştuğunu görürsünüz.
İşte bu noktlara görüntünün en ufak ünitesi olan piksel diyoruz.
Her pikselin kendisine ilişkin renk ve yoğunluk verileri bulunmaktadır.
Daha genel tek tanımla piksel için ekranın bağımsız olarak muayene edilebilir en ufak parçası olduğunu söyleyebiliriz.
İşte bu piksellerden binlercesi tek araya gelerek ekrandaki görüntüyü meydana getiriyor.

Üözünürlük
Üözünürlüğün görüntü niteliğini belirleyen en ehemmiyetli etmen olduğunu söyleyebiliriz.
Üözünürlük, ekrandaki görüntünün kaç pikselden oluşacağını belirler ve yatay ve dikey piksel cinsinden belirtilir (800×600,1024×768 gibi).
Üözünürlük arttıkça görüntü birbirinden bağımsız olarak muayene edilebilen daha fazla pikselden meydana gelir ve görüntü niteliği de yükselir.


Windows 95 ile hayatımıza giren “scaleable screen objects” teknolojisi vasıtası ile görüntü kalitesi arttıkça ekrandaki kullanmak mümkün alan da artar.
Windows ekranında görüntü kalitesi ne olursa ekrandaki nesneleri meydana getiren piksel adedi değişmez.
Üözünürlük arttıkça pikseller de küçüleceği için nesneler daha düşük yer kaplar ve masaüstündeki kullanmak mümkün alan çözünürlükle doğru orantılı olarak artar.
Üözünürlük arttıkça artan görüntü kalitesinin de tek bedeli var tabi ki: Üözünürlük yüseldikçe muayene edilmesi lüzumlenen piksel adedi ve bundan dolayı da ihtiyaç duyulan prosedür kuvveti, ayrı olarak bu piksellerin bilgilerini tutmak için ihtiyaç duyulan hafıza miktarıyla onların aktarımı için lazım olan hafıza bant genişliği artar.
Bu yüzden de performans düşer.
Kullanmak dilediğiniz çözünürlüğü hem ekran kartınız desteklemeli, hatta monitörünüz fiziksel olarak ihtiyaç duyulan sayıda pikseli ekranda oluşturabilmeli.
Renk Derinliği
Piksellerin kendilerine ilişkin renklerinden bahsetmiştik, piksellerin alabileceği renkler kırmızı, yeşil ve maviden türetilir.
İşte renk derinliği bu renklerin sayısını belirler.
Renk derinliği ne kadar artarsa her pikselin alabileceği renk adedi artar, renkler gerçeğe henüz yakın gerçekleşir.
Renk derinliği bit cinsinden belirtilir, işlemcilerle alakalı yazımızda bitlere kısaca değinmiştik.
Her bit 1 ve 0 olarak iki kıymet alabilir.
8 bit kullanıldığında bu bitlerden 28 = 256 kombinasyon üretilir.
Aynı şeklinde 8 bit renk derinliğinde de her piksel için 256 renk kullanmak mümkün.
İnsan gözünü aldatıp ekrandaki görüntüyü realite gibi göstermek için sarfedilen üç rengin de (kırmızı, yeşil ve mavi) 256`şar tonu gerekmektedir, bu da renk başına 8 bitten 24 bit yapar.
Bu moda True Colour (Gerçek Renk) denir.
Fakat fazlası aktüel ekran kartı görüntü hafızasını kullanma yöntemleri sebebinden pikselleri bu modda göstermek için 32 bite gereksinim duyarlar.
Kalan 8 bit alpha kanalı (piksellerin saydamlık verisini tutar) için tüketilir.
High Colour (16 bit) modunda ise yeşil için altı ve maviyle kırmızı için de beşer bit tüketilir.
Yeşil için 64, maviyle kırmızı için de renk başına 32 değişik yoğunluk bulunmaktadır bu modda.
Renk kalitesinde 32 bite göre oldukça az fark olsa da piksel başına 4 adına 2 byte (8 bit = 1 byte) bellek gerekeceğinden 32 bite göre performans üstünlüğü sağlar.
256 renk (8 bit) modu ilk duyuşta size renk yoksulu izlenimi verebilir ama renk paleti tecrübe et tek yöntemle bu 8 bit olabilecek en etkili şeklinde kullanılarak renk niteliği bir miktar arttırılır.
Renk paletinin mantığı söyledir: Kullanılacak 256 renk realite renk modundaki 3 bytelık renklerden seçilir ve bu renklerden tek renk paleti oluşturulur.
Her uygulama alakalı paletteki 256 renkten istediğini seçip kullanabilir.
Böylece mesela kırmızı için iki, mavi ve yeşil için de üçer bit kullanılarak elde ettikleri renklerden henüz işlek renkler elde edilebilir ve elimizdeki 8 bit en etkili şeklinde kullanılmış gerçekleşir.
En defa sarfedilen üç renk modunu tanıdık, peki ekran kartımız üretemediği renklere ne yapıyor? Sistemimizin 256 renge ayarlı olduğunu ama 16 bitlik tek fotoğraf dosyası açtığımızı varsayalım.
Bu halde hazırdaki renklerin farklı kombinasyonları kullanılarak üretilemeyen renge yakın tek renk oluşturulur ve bu renk üretilmesi lüzumlenen rengin adına gösterilir.
Buna dithering adı verilir.
Tabi ki dithering yöntemiyle elde edilmiş tek resmin niteliği özgün resme göre göre defa henüz düşüktür.
Görüntü Arayüzleri
Ünceleri ekrandaki piksellerin adreslenmesi için tek standart olmadığı yapımcılar de programcılar da (dolayısıyla nihai kullanıcılar da) mesele yaşıyorlardı.
Bu meselesi çözüme ulaştırmak için yapımcılar VESA (Video Electronics Standarts Association) isminde video protokollerini standartlaştırmayı hedefleyen tek konsorsiyum oluşturdular.
VGA ile birlikte geriye ahenklilik da sağlanarak görüntü kalitesi daimi arttı.
VGA öncesindekiler de dahil standartlara kısaca tek göz atalım:
MDA (Hercules): Monochrome Display Adapter, 1981 yılındaki ilk IBM PC`deki ekran kartı.
Ekranda yerleri eskiden belli olan 256 kalifiye karakteri gösterebilyordu yanlızca.
80 kolona 25 satırlık tek ekranda gösterebildiği yazı karakterlerinin boyutları da eskiden belirlenmişti ve grafik göstermek olası değildi.
IBM, bu kartlara ilave olarak slot masrafından kurtulmak için tek de yazıcı bağlantı noktası eklemişti.
CGA: Bu arayüzde ekran kartları RGB monitörlerle çalışıp ekranı piksel piksel muayene edebiliyorlardı.
320×240 çözünürlüğündeki tek ekranda 16 renk üretilebiliyor ama eş zamanlı bunlardan yanlızca 4 tanesi kullanılabiliyordu.
640×200`lük tek yüksek görüntü kalitesi modu bulunmaktadır fakat bu modda yanlızca 2 renk gösterilebiliyordu.
Görüntü niteliği kötü olsa dahi en azından grafik çizilebiliyordu.
Zaman vakit piksellerin gidip gelmesi ve ekranda herhangi noktalar meydana gelmesine karşın bu standart defa uzun bir müddet kullanıldı.
EGA: CGA`dan birkaç sene ardından sırada Enhanced Graphics Adapter vardı.
CGA ile VGA arasındaki bu kartlar 1984`ten IBM`in ilk PS/2 sistemlerini ürettiği 1987`ye kadar kullanıldı.
EGA monitörle kullanıldığında imal edilen 64 renkten eş zamanlı 16 tanesi kullanılabiliyordu.
Yüksek görüntü kalitesi ve monochrome modları da vardı ,ayrıca külüstür CGA ve monochrome monitörlerle de uyumluydu.
Bu kartlardaki tek yenilik de hafıza genişletme kartlarıydı.
64K bellekle satılan bu kartları hafıza genişletme kartıyla 128K`ya upgrade etmek mümkündü.
Ek olarak satılan IBM hafıza kitiyle tek 128K henüz ilave etmek de mümkündü.
Sonraları bu kartlar standart olarak 256K bellekle üretilmeye başlandı.
PGA: IBM`in 1984`te pazara sürdüğü Professional Graphics Array ismini hitap ettiği pazardan alıyordu.
5000 dolara satılıyor ve birleşik 8088 işlemcisiyle mühendislik ugulamarıyla başka alanlardaki ilmi çalışmalar için 640×480 çözünürlükte 256 renkte saniyede 60 kare süratle 3 boyutlu animasyonları çalıştırabiliyordu.
Fiyatı yayılmasını engelledi ve çok kullanılamadan piyasadan kalktı.
MCGA: 1987`de pazara sürülen MultiColor Graphics Array standardındaki ekran kartları teknolojide devasa tek sıçrama yaparak VGA ve SVGA`ya kadar gelen tek gelişmeyi başlattı.
IBM`in Model 25 ve Model 30 PS/2 PC`lerinde anakarta birleşik durumda geliyordu.
Uygun tek IBM monitörle kullanıldığında tüm CGA modlarını da destekliyordu ama TTL adına analog sinyallerle çalıştığından henüz evvelki standartlarla ahenkli değildi.
TTL (Transistor â?? to â??Transistor Logic) mantığında voltaj düzeyine göre transistörler açılıp kapanır ve yanlızca 1 ve 0 değerleri meydana gelir bunu neticeninde.
Analog sinyallerdeyse bu kısıtlama yoktur.
Analog sinyalleşmenin de sağladığı avantajla MCGA arayüzüyle 256 renk üretilebiliyordu.
Bu arayüzle birlikte 9 pinlik monitör bağlantısından halen kullanılmakta olan 15 pinlik bağlantıya geçildi.
8514/A: IBM`in MCA veriyoluyla kullanmak için meydana attığı bu kullanıcı arayüzü zaman içinde yüksek tazeleme süratlerine çıktı.
VGA ile aynısı monitörü kullanmasına karşın VGA`dan değişik çalışıyordu.
Bilgisayar ekran kartına ne yapılması gerekliliğini diyordu fakat fakat ekran kartı onu sebep gerçekletireceğini kendi ayarlıyordu.
Ürneğin ekrana tek çember çizileceği vakit VGA`daki gibi prosedürcü görüntüyü piksel piksel hesaplayıp ekran kartına yollamıyordu.
Bunun adına ekran kartına çember çizileceğini diyordu ve ekran kartı da çemberi çizmek için piksel hesaplarını kendi yapabiliyordu.
Bu yüksek düzeyli komutlar standart VGA ile komutlarından defa farklıydı.
Bu standart çıktığı dönemin henüz ilerisindeydi ve VGA`dan henüz kalifiye görüntü sonuyordu fakat çok takviye bulamadığı için yayılma olanağı bulamadan piyasan kalktı.
IBM üretimi durdurup aynısı henüz daha çok renk gösterebilen XGA üstüne yoğunlaştı.
XGA 1990`da pazara çıktıktan sınra MicroChannelplatformları için standart oldu.
VGA: 2 Nisan 1987`de, MCGA ve 8514/A ile aynısı gün içerisinde IBM doğrulusunda tanıtılan Video Graphics Array aradan sıyrılarak masaüstü için standart olmayı muvaffak oldu.
IBM yeni bilgisayarlarında bu chipleri anakarta birleşik eder iken külüstür bilgisayarlarda da kullanılabilmeleri için 8 bitlik tek arayüzle anakarta bağlanabilen tek ayrı tek kart durumunda de geliştirdi.
IBM üretimi durdurduktan ardından dahi farklı firmalar üretime devam ettiler.
VGA ile 262144 renklik tek paletten seçilen 256 renk eş zamanlı kullanılabiliyordu.
640×480`lik standart çözünürlükte eş zamanlı 16 renk gösterilebiliyordu.
Ayrıca 64 renk gri tonlama ile kara beyaz monitörlerde renk siğmilasyonu yapabiliyordu.
SVGA: Super VGA ilk SVGA kartlardan aktüel kartlara kadar defa çok kartı içine alan geniş tek standart.
SVGA eşliğinde ekran kartları için cihaz sürücüsü kavramı meydana çıktı.
Kartların yanısıra verilen sürücülerle ilşetim sistemleri kartların bütün özelliklerini kullanabiliyorlardı.
SVGA ile milyonlarca renk farklı çözünürlüklerde gösterilebiliyor ama bunun hudutları karta ve yapımcıya bağlı.
SVGA farklı şirketler doğrulusunda sarfedilen ortak tek kavram olmasından başlarda külüstür standartlar gibi defa katı hudutları yoktu.
Bunun üstüne VESA tek SVGA standardı saptadı.
VESA BIOS Extension isminde standart tek kullanıcı arayüzü tespit edildi ve böylece programcılar her kart için ayrı kod yazma zahmetinden kurtuldular.
Üreticiler bu kullanıcı arayüzü benimsemek istemediler ve başlarda kartların yanısıra verilen ve her boot işleminden ardından çalıştırılan tek uygulamayla kartlarını bu BIOS uzantılarıyla ahenkli duruma getirdiler ama nihayetinde bunu kartların BIOS`larına birleşik ettiler.
SVGA ile 800×600 çözünürlüğe çıkıldı.

SVGA’dan ardından IBM XGA ile 1024×768 çözünürlüğe geçerken ileri basamak olan 1280×1024`e de tek VESA standardı olan SXGA ile geçildi.
Sonra da UXGA ile de 1600×1200 çöznürlüğe geçildi.
Üözünürlükteki 4:3 seviyesi yanlızca SXGA ile bozuldu, bu standartta miktar 5:4`tür.
En Esas Bileşenleriyle Tek Ekran Kartı

Bir ekran kartı temelde 3 bileşenden oluşur: Grafik işlemcisi, hafıza ve RAMDAC.
Grafik İşlemcisi: Aktüel kartlar için grafik işlemcisi görüntü hesaplamalarını inşa etmek için ekran kartının üstüne oturtulmuş tek CPU`dur dersek hatalı olmaz.
Son zaman grafik işlemcileri yapı ve komplikasyon itibariyle CPU`ları solladılar ve fonksiyon itibariyle da görüntü üstüne yoğunlaşmış tek CPU niteliğine kavuştular.
CPU`ya nerdeyse hiç yük bindirmeden üç ebatlı işlemcleri tek başlarına bitirebiliyorlar bundan sonra.
Bu yüzden de aktüel grafik işlemcileri GPU (Graphics Processing Unit – Grafik Prosedürcü Birimi) isimiyle anılıyorlar.
Görüntü Belleği: Ekran kartının üstünde yer alır ve görüntü hesaplamalarıyla alakalı bilgiler burada saklanır.
Sisteminizdeki ana hafıza gibi çalışır, yalnız burada bu belleğin muhattabı CPU değil görüntü işlemcisidir.
Ünceleri ekran kartlarının ayrı bellekleri yoktu ama görüntü işlemcileri hızlanıp geliştikçe ekran kartları sistemden biraz biraz bağımsızlıklarını ilan etmeye başladılar.
Bellek miktarı kadar ekran kartının sıkıştırma algoritmalarıyla bu belleği ne kadar bereketli kullanabildiği de ehemmiyetlidir.
RAMDAC: Monitörlerdeki analog sinyallerden bahsetmiştik, işte RAMDAC (RAM Dijital-to-Analog Converter) görüntü belleğindeki bilgileri analog RGB (Red Green Blue, monitörde renklerin bu üç renkten türetildiğini yazmıştık) sinyallerine dönüştürerek monitör çıkışına verir.
Monitörde sarfedilen üç ana renk için de birer RAMDAC birimi bulunmaktadır ve şunlar her saniye belirli tek sayıda görüntü hafızasını tarayıp oradaki bilgileri analog sinyallere dönüştürürler.
RAMDAC`in bu prosedürü ne kadar süratli yapabildiği ekran tazeleme süratini belirler.
Bu sürat Hz cinsinden belirtilir ve ekrandaki görüntünün saniyede kaç kere yenilendiğini gösterir.
Ürneğin monitörünüz 60 Hz`te çalışıyorsa görüldüğü görüntü saniyede 60 kere yenilenir.
Ekran tazeleme süratini olası mümkün oldukça 85 Hz`in altına çekmemenizi tavsiye ederim, daha az tazeleme süratleri göz sağlığınız için zararı dokunabilecek olabilir.
Tabi bu gözünüzün ne kadar titiz olduğuna da bağlı, kimi gözler 75 ve 85 Hz arasındaki farkı hissedemezken kimileri ilk bakışta bunu anlayabilir.
RAMDAC`in iç yapısı ve özellikleri hangi çözünürlükte ne kadar rengin gösterilebileceğini de belirler.LCD ekranlar yapıları gereği dijtal olduklarından RAMDAC`ten değil de doğrudan görüntü belleğinden görüntü verisini alıp kullanabilirler.
Bunun için DVI (Digital Video Interface) isminde kalifiye tek bağlantı kullanırlar.
Bu konuya gelecekte “Monitörler Sebep Üalışır?” yazısında ayrıntılı olarak değineceğiz.
BIOS: Ekran kartlarının da birer BIOS’ları bulunmaktadır.
Burada ekran kartının çalışma parametreleri, esas düzenek fontları kayıtlıdır.
Ayrıca bu BIOS düzenek açılırken ekran kartına ve onun belleğine de ufak tek deneme yapar.
3.
Boyuta Geçiyoruz…
Bazılarımız 3B programlar için ekran kartlarına tomarla para döküyoruz.
3B tek görüntü 3 esas adımda oluşturulur:
Sanal tek 3B bölge yaratılır
Ekranda bu ortamın hangi kısmının gösterileceğine hüküm verilir.
Görüntüyü olası mümkün oldukça realistik gösterebilmek için her pikselin sebep görüneceği belirlenir.
Sanal tek 3B ortamı o yanlızca o ortamın tek resmi belirleyemez.
Gerçek dünyadan ufak parçayı alarak konuyu açalım.
Elimizi ve onun altında duran tek masayı düşünelim, bu bizim 3B ortamımız olsun.
Elimizle dokunduğumuzda masanın sert olduğunu anlayabiliriz.
Masaya elimizle vurduğumuz vakit da masa kırlımaz veyahut elimiz masanın içinden geçemez.
Bu ortamın ne kadar defa fotoğrafına bakarsak bakalım masanın sertliğini ve elimize vereceği reaksiyonu yanlızca o resimlerle anlayamayız.
Sanal 3B ortamlar da böyledir.
Bu ortamlardaki nesneler sentetiktir, tüm özellikleri onlara program yolu ile verilir.
Programcılar sanal tek 3B dünya tasarlarken devasa tek itinayla tüm bu ayrıntılara ilgi ederler ve bu işler için kalifiye vasıtalar kullanırlar.
Belirli tek vakitte yapılan bu 3B dünyanın fakat belirli tek kısmı ekranda gösterilir.
Ekrandaki görüntü dünyanın sebep tanımlandığına, sizin nereye gitmek istediğinize ve nereye baktığınıza göre değişir.

#telefonekrankartınedir
#ekrankartınedirçeşitlerinelerdir
#ekrankartınasıltakılır
#ekrankartınedirveözellikleri
#ramişlemciekrankartınedir
#ekrankartıhafızasıneişeyarar
#ekrannedirneişeyarar
#ekrankartıbölümleri
-1896 seneninde Karl Benz, ilk samimi yanmalı motorun patentini aldı.
Yatay ve karşılıklı pistonlardan ulaşan ve düz zeminli boxer motorlar, dünyanın her yerinde tanınmış otomobiller (Porsche,Volkswagens Beetle), motosikler (Honda Goldwing ve BMW) ve uçaklar (Lycoming ve Continental) da kullanıldı ve kullanılmaya sürüyor.Japon Otomotiv Firması Subaru , boxer motor geleneğini devam ettiren en tecrübeli yapımcı ve bundan sonra Boxer Turbo Dizel motor yapmalarının süreyi geldiğine inanıyorlar.
İlk ismim atıldı dahi.
2060929005mini1l.jpg


29 Eylül 2006 tarihinde Hiroyuki Ikeda, Paris Motor Show ‘unda,beklenmedik şeklinde tek ilân yaptı.6 Mart tarihinde 77th Beynelmilel Cenova Motor Show ‘da Subaru Standında Dünyanın ilk Boxer Dizel Motoru görücüye çıkaracaklarını açıkladı.Subaru Boxer turbo Dizel Motor üstünde halen çalıştıklarını ve en erken önümüzdeki senede Legacy, Outback, Forester ve Impreza ‘da bu motoru görebileceğimizi.
Tribeca 4×4 modelinde büyük ihtimalle bu ufak motoru göremeyebileceğimiz zira bu vasıta için devasa hacimli tek ünite gerektiği ve en ehemmiyetli detay ise bu aracın piyasanın epey ufak oluşu gösterildi.
diesel_boxer_12801.jpg
* Subarunun ilk Boxer Dizel Motoru.
* 2008 seneninde Legacy – Forester – İmpreza’da kullanmak mümkün.
* 167 BG gücünde (british horse power; 1 bhp = 745 watt.
horse power; 1 hp = 736 watt.)
* 372kg/m torka sahip 2.0 lt lik tek motor.
Subaru Avrupa Başkanı Hiroyuki Ikeda yaptığı açıklamada: “2.0 lt’lik Boxer dizel motor, yatay ve karşılıklı olarak dizilmiş 4 silindirinden oluşuyor.Pistonlardan biri öne atıldığında başka aynısı prosedürü yaptığı için oluşacak titreşimler engellenmiş oluyor.
Bunun en açık anlatımı ise motorun epey suskun ve en düşük titreşime sahip olması.
Kompakt yapıda , yüksek dayanıma sahip olması ve ağırlık merkezinin epey alçakta olması ise stabiliteyi ve ferah tüketimi sağladığı.” ifade edildi.
Fuji Heavy başkanı ,Kyoji Takenaka ;” 2010 senesine kadar Avrupada vasıta satışlarımız 100.000 adete ulaşacağını umduklarını, zira 2006 seneninde 64.000 vasıta satışı yaptıklarını, dizel motorun bu büyümede devasa tek rol alacağına inandıklarını ve dizel motorlu araçların döneme girmesiyle bunun tek hayal olmadığını” bildiklerini dile getiriyor.
Subarunun bilindik benzinli Boxer kardeşlerine göre Dizel motorun en bariz farkları ise;
* Yüksek efor çıkışı sağlayabilmesi
* Düşük devirlerde sağladığı yüksek çekiş gücü
Tabiyki Subaru motor yelpazesine göre 2.0lt lik ünite defa ufak gözükebilir.
Bunun için değişik hacimlerde üniteler üretilebilir.
Mesela 2.2lt – 3.0lt.
Bazı yerlerde yazılanlara göre 2lt ve 2.2lt dizel motoru Legacy modelinde , şayet gerçeğe dönüşürse 3.0lt dizel üniteyi de Tribeca SUV ‘da kullanmaları kaçınılmaz gerçekleşir.

#boxermotorömrü
#boxermotordezavantajları
#subaruboxerdizelmotorömrü
#boxermotorsubaru
#boxermotoryakıttüketimi
#boxermotorbmw
#boxermotorsesi
#mazdaboxermotor
Bilgisayar tarihçesine tek göz atarsak, bilgisayar fikrinin epey eskilere dayanmadığını görürüz.
Daha 1830'larda Charles Babbage (1792-1871) fark makinesini ve sonrasında analitik makineyi yapmasıyla hesaplama işlerinin elektro mekanik araçlara yaptırılması ve neticelerin elde edilmesi fikiri doğmuştu.
Charles Babbage yaptığı bu makineler ile etkin neticeler elde edememesine karşın, bilgisayarların temelinin onun doğrulusunda atıldığı kabul edilmektedir.
1850 seneninde George Boole kendisi isimiyle hatıralan ve yanlızca 1 ve 0 rakamlarının kullanıldığı Boole Cebiri sistemini bularak, bilgisayarların gelişmeyi üstünde ehemmiyetli rol oynamıştır.


1890'da Herman Hollerith doğrulusunda, delikli kartlarla bulguların yüklenebildiği ve bu bulgular üstünde toplama işlemlerinin yapılabildiği tek elektro mekanik vasıta geliştirdi.
Bu hesaplayıcı ABD’nin 1890 nüfus sayımında etkin biçimde kullanıldı.
İlk analog bilgisayar 1931 seneninde Vannevar Bush doğrulusunda gerçekleştirildi.
Buna mukabil, ilk sayısal bilgisayarı George Stibiz 1939'da New York’taki Bell Laboratuvarında üretti.
Stibiz çift sistemi bu makinaya uygulayarak komplex sayılarla aritmetik işlemler yapılmasını sağladı.
Bilgisayarlar ile ilgili en ehemmiyetli ve süratli gelişmelerin 2.
Dünya Savaşından ardından başladığı görülüyor.
Haward Aitken IBM ile işbirliği inşa etmek suretiyle 1944'de MARK I’i bitirdi.
Bu bilgisayar ufak kapasiteli olduğu halde o günün koşullarında devasa tek muvaffakiyet olarak kabul edildi.
MARK I’e bulgular delikli kartlarla veriliyor ve neticeler yeniden delikli kartlarla alınıyordu.
Bir küme bilim kişiyi doğrulusunda 1945'de ENIAC adlı tek bilgisayar yapıldı.
ENIAC askeri hedefler için geliştirildi.
Radyo lambaları kullanılıyordu ve MARK I’e göre nispeten epey hızlıydı.
Bu bilgisayar ile elektronik bilgisayara geçiş başlayarak ve mekanik donanım konumunu elektronik devrelere bırakmıştır.
Ticari amaçlarla kullanılabilen ve seri durumda üretimi uygulanan ilk bilgisayar UNIVAC I oldu.
Bu bilgisayarın giriş-çıkış birimleri manyetik bant idi ve tek yazıcıya sahipti.
Aynı senelerde IBM 701 bilgisayarı pazara çıktı.
Bu bilgisayarın vakum tüplü ve kolay biçimde programlanabilen tek yapısı bulunuyordu.
IBM firması 1958'den ardından bilgisayarda vakum tüpleri adına diot ve transistorları kullanmaya başladı.
Buna bağlı olarak daha ufak, hafif ve daha düşük ısınan bilgisayarlar pazarlandı.
Ayrıca malumat depolama ortamları olarak disk ve tamburlar kullanılmaya başlandı.
1964 seneninden ardından transistorların konumunu tümleşik devrelerin alması bilgisayar bünyesindeki ilerlemelere ivme kazandırmış; daha süratli, emin ve fiyatı daha uygun fiyatlı bilgisayarlar üretilmeye başlanmıştır.
1970 seneninden ardından geniş çapta tümleşik devrelerin kullanılmaya başlanmasının bilgisayar devrimine yeni boyutlar kattığı görülmüştür.
Özellikle 1993 seneninden ardından geniş hafızalı ve süratli bilgisayarlar yanında kuvvetli programlama dilleri ve işletim sistemlerinin meydana çıktığı dikkatleri çekmektedir.
Artık külüstür bilgisayarlarda sarfedilen çekirdek hafıza adına daha uygun fiyatlı manyetik iç bellekler kullanılmakta ve bilgisayar maliyetleri her geçen gün düşmektedir.
İLK BİLGİSAYARLAR


Bilgisayardan, PC, Şahsi Bilgisayar, IBM-uyumlu bilgisayar diye soz edildiğini, bazen 386,486, Pentium adlarıyla adlandırıldığını duymuş olmalısınız.
Biraz henüz ileri gittikçe, ISA, EISA, PCI bilgisayarlardan da soz edildiğine rastgelmişsinizdir.
Biraz henüz yöntem konulara meraklı olanlar, Beygir, XT, Ps/2 gibi terimlere de aşina olmalılar.
1980'lerden bu yana şahsi bilgisayarları ya ana kartının genel mimarisi, veyahut ana işlemcinin modeline göre türlere ayırmak anane oldu.
Şimdi PC dünyasına bir miktar henüz yakından bakabiliriz:
IBM-PC
Bilgisayar çılgınlığını başlatan bu aygıt, 1981 seneninde pazara sürüldüğünde, hangi tür mağazalarda satılabileceği dahi belirlenmiş değildi.
İki gelenek 5.25 inçlik floppy disket sürücüsü olan IBM PC’nin sabit diski yoktu.
Ana işlemcisi Intel 8086 idi; beş gelenek kart yuvası vardı.
Bir müddet ardından IBM bu modele hard disk koydu; fakat RAM çipi olarak bilinen bilgisayarın belleğini meydana getiren çipi alakartla entegre bulunduğu için arttırılması olası değildi.
Elinizde bu tür tek antika bilgisayar varsa, güncellemek güncelleştirmekten vazgeçin; bulunduğu gibi saklayın.
Bir müddet ardından antikacılara veyahut bilgisayar-teknoloji müzelerine satabilirsiniz.
IBM XT
IBM firmasının 10 megabyte hard disk koyduğu ilk şahsi bilgisayarı olan XT’nin CPU’su da ilk PC’ye göre daha süratli Intel 8088'di.
Kart yuvası adedi 8'e çıkartılmıştı.
8-bit deyim edilen standartta kart kabul eden bu bilgisayarın da bu gün layık bulunduğu tek yer müze!
IBM AT
1985'te pazara sürülen ve günümüz şekliyle PC’nin realite büyükannesi olan Beygir, Intel 80286 CPU üstüne inşa edilmişti.
Orijinal PC’ye göre beş kere henüz hızlıydı ve 16-bit standardında kart kabul ediyor idi.
IBM firması, bu bilgisayarla, ISA tecrübe et ana kart mimarisini tüm endüstrinin yararlanabileceği şeklinde kullanıma açtı.
ISA tüm bilgisayar endüstrisi için standart mimari mananına geliyordu; nitekim öyle de oldu.
Bir anda yüzlerce şirket, Beygir ile ahenkli cihazlar imal etmeye başladı.
Modemlerin, tarayıcı ve başka harici cihazların bilgisayara bağlanmasında sarfedilen ara-birim kartlarının tek anda mağazaları doldurması, bu standardın harbiden tüm sanayi doğrulusunda kabul edilmesiyle olası oldu.
Ancak Beygir bilgisayarların ana kart sürati bugünkülere nispeten oldukça düşük bulunduğu için bu tür tek bilgisayarın yeni kartlarla güncelleştirilmesi, yeni kartlara verilecek paranın çöpe atılması gerçekleşir.
IBM-AT bilgisayarın ana kart büyüklüğü, günümüzdeki çağdaş kartlarla aynısı olduğuna göre, kasasının boş kutu olarak değerlendirilip, içindeki herşeyi değiştirmek olasıdır.
Ancak orijinal AT’nin efor birimine ayırdığı yer epey ufak bulunduğu için, güncellemek için göstereceğiniz zahmet, boş kutu masrafından sağlayacağınız tasarrufa değmeyecektir.
PCjr ve PS/2
ISA standardının kabulü ile IBM dışındaki firmaların IBM-uyumlu olarak bilinen bilgisayar imalatı da süratlendi.
IBM’in ilk Beygir bilgisayarları epey pahalı idi.
Diğer firmaların IBM-uyumlu bilgisayarları ise epey henüz ucuzdu.
IBM, 1986 ve 1987 senelerinde çıkarttığı PCjr modeli ile başka firmalara kaptırmaya başladığı ev-bilgisayarı pazarını geri almaya çalıştı.
PS/2 ise, IBM farklı firmalar doğrulusunda benzerinin yapılmasına destur vermediği tek mimari ile yapılıyordu.
IBM bu mimariye MCA (Micro Channel mimarisi) ismini veriyordu.
ISA’dan değişik, günümüzdeki Tak-Çalıştır türü kartlar gibi, MCA bilgisayarları için yapılacak kartların ayarlarının kullanıcıları doğrulusunda değil, bilgisayar doğrulusunda otomatik yapılacak olmasıydı.
Ne var ki, bu taktik tutmadı.
PCjr, oldukça az becerili oluşu; PS/2 ise herhangi bir mağazadan satın alınabilecek ISA kartları kabul etmediği ve MCA kartları diğerlerine nispeten üç-dört kat henüz pahalı bulunduğu için PS/2 bilgisayarları birkaç şahıs ve firmanın antikaları arasında bulundu.
IBM, ardından çok duyurmadan, PS/2 bilgisayarların ISA modellerini de çıkarttı.
Eğer bu tür tek bilgisayara sahipseniz, anakart yeri yeni anakartları alacağı ve efor birimine bölünen köşe epey geniş bulunduğu için tümşeyleri güncellemek şartıyla, boş kutusu olarak kullanabilmeniz mümkün.
Ancak dökme-metal şasesi sebebinden yerinden kaldırması zorlayıcı PS/2, kullanıcıya yaşamı bayağı zorlaştırabilir.
386, 486 ve PENTIUM
Ve geldik günümüzün çağdaş bilgisayarlarına.
1987'den ardından Intel firması her iki senede tek ana-işlem çipini daha süratli ve daha fazla prosedür yapabilen modellerle geliştirmeye başladı.
486'yı 586 izledi.
Bu sırada başka firmalarda CPU geliştirmeye ve kendisi çiplerine Intel-benzeri adlar vermeye başlamışlardı.
Intel firması, rakamdan meydana gelen marka ve mamul adlarının telif hakkını korumanın efor, hem de olanaksız olduğunu efkâr şeklinde öğrenince, 586 çipine “beş sözcüğünün Latincesinden (Penta) türetme Pentium ismini verdi.
(Pentium ismi o kadar tuttu ki, Intel 686 ve 786 olması lüzumlenen çiplerine Pentium II ve Pentium III ismini verdi.)İntel Ailesinin Gelişimi
Intel firmasının 386 çipi ile ilerlettiği malumat prosedür tekniği, sonraki tüm çiplerinde aynen uygulanmıştır.Bir farklı söylemle 486 ve Pentium çipleri yanlızca henüz ilerlemiş 386'dır.
Bugün yanlızca “386-çipi” diye isimlendirilen ISA mimarisinde inşa edilmiş bilgisayarlar, bellek ve hard disk alanına göre çağdaş işletim sistemlerinin tek versiyonu ile çalışırlar.
Bu tür bilgisayarlarda CPU, RAM ve Hard disk imkanlarına göre Windows 3.1, Windows 3.11, Windows 95…2000,Windows NT işletim sistemini görebilirsiniz.
“Açık sistem” ya da GNU gurubu olarak bilinen işletim sistemleri (Linux gibi) 386-tipi bilgisayarlarda yeni Windows sürümlerine göre henüz ferah çalışır.
Intel 386 ya da Intel 486 (ve bunların dengi olan AMD ve Cyrix çipleri) tespit edilen bilgisayarlar, ISA ve bunun geliştirilmişi olan EISA mimariye sahiptir; başka bir deyişle çarşıdan alacağınız herhangi bir ara-birim kartını takabilirsiniz.
Fakat Intel, ISA’nın ve EISA’nın en devasa zorluğu olan, takılan kartın ince ayarlarının kullanıcıları doğrulusunda yapması zorunluluğunu yok eden ve yerine kısaca PCI dediği yeni bilgisayar mimarisi geliştirdi.
PCI mimarisinin en devasa özelliği bu mimariye makul kartlar katıldığında kartın bilgisayarla ahenkli duruma getirilmesi için hiçbir ayarının yapması mecburiyeti (ve fazlası vakit imkanı) olmamasıdır.
Bu tür tek kartı ISA ve EISA bilgisayara takamazsınız, fakat PCI mimarisindeki ana kartlarda çoğunlukla birkaç ISA, hem de EISA kart yuvası bulunabilir.
Çeşitli ana kart şirketleri, 386 çipinden CPU’yu takılıp çıkartılabilen tarzda yapıyorlar.
Ayrıca 386-tipi ile bilgisayarın bellek çiplerinin de değiştirilmesi ve artırılması olası duruma geldi.
Bu tür tek ana karta sahipseniz, devasa tek olasılıkla bilgisayarınızın CPU, RAM gibi çoğu nedenini yenileyebilirsiniz.
Intel Firması 1968 seneninde bellek bütün devreleri inşa etmek emeliyle heyetti.
Üretecekleri tek adisyon makinesi için CPU bütün dönemi isteyen, adisyon makinesi yapan tek firmanın talebi; ve yeniden üretecekleri tek terminal için yeniden kalifiye tek bütün dönem isteyen, başka tek firmanın isteklerini karşılamak için, Intel firması 4004 (1971) ve 8008 (1972) CPU’larını yapmıştır.
Mikroişlemciler ve mikrobilgisayarların sınıflandırılmasında asli tek değer, mikroişlemcinin tümdevre-üzerinde prosedür yaptığı en uzun verinin bit adedi, başka bir deyişle sözcük uzunluğudur (word length).
4-bit prosedürcü olan 4004 ve 8-bit prosedürcü olan 8008'den başlamış, mikroişlemciler ve mikrobilgisayarlar için, 4-bit, 8-bit, 16-bit, 32-bit, 64-bit gibi data uzunluk standartları doğmuştur.
Intel, bu ilk müşterilerden başkasının, 4004 ve 8008 bütün devrelerine alaka göstereceklerini ön görü etmediği için, imalat hattını düşük kapasitede tutmuştu.
Fakat tahminlerinin aksine, bu bütün devrelere epey devasa tek alaka oldu.
Bunun neticesi ve bu arada 8008'in 16K’lık bellek limitini aşmak emeliyle, Intel firması 1974 seneninde genel-amaçlı 8080 CPU’sunu üretti.
Birden bu bütün döneme devasa tek talep oldu ve kısa bir müddet içerisinde 8080, 8-bit mikroişlemci sanayi standardı oldu.
Intel, iki sene ardından 1976'da, ilerlemiş tek 8080 işlemcisi olan 8085'i pazara sürdü.
Intel 1978 seneninde ilk 16-bit mikroişlemci olan 8086'yı üretti.
8086 henüz evvelki 8080/8085 ürününe kimi yönlerle benzemesine rağmen, iki prosedürcü ailesi birbiri ile ahenkli değildi.
Bir sene ardından 1979'da imal edilen, 8086'nın 8-bit data yoluna sahip versiyonu olan 8088, 1981 seneninde imal edilen IBM PC mikrobilgisayarlarının ilk işlemcisi meydana gelmiştir.
Kısa müddette endüstrinin 16-bit mikroişlemci standardı olan 8086/8088, şu zamana kadar kadar uzanan birçok farklı ürünüyle , x86 ailesi diye isimlendirilen mikroişlemci ailesinin çekirdeği (core) oldu.

ilk bilgisayar nasıldı

#ilkbilgisayarhakkındabilgi
#ilkbilgisayarnasılçalışıyordu
#dünyanıneneskibilgisayarı
#ilkbilgisayarnezamanicatedildi
#ilkbilgisayarınözelliklerimaddelerhalinde
#ilkbilgisayarnasılbulundu
#bilgisayarınicadıkısaca
#ilkbilgisayarnezamanicatedildi
#bilgisayarıkimicatetti
#bilgisayarınicatolmaözelliğinedir
#bilgisayarıntarihçesikısaca
#bilgisayarnasılicatedildi
#ilkbilgisayarnasıldı
#bilgisayarınbulunuşhikayesi

Beynin Sırları

(id: 197)

26 Şubat 2019, Salı 12:39

İnsan beyni hiç tek bilgisayarla karşılaştırılmayacak kadar komplike ve üstün tek sisteme sahiptir.
Beynin içerisine derinlemesine girildikçe, bizim kavrayabilme sınırlarımızı zorlayan detaylarla karşılaşırız, orda daha kavramayı tam anlamıyla beceremediğimiz bambaşka tek dünya bulunmaktadır.
Bizim yerimize düşündüğünü zannettiğimiz beyin gerçekte hüküm verme becerisi sahip olmayan kolay hücrelerden meydana gelir.


Dişideki yumurta hücresinin, erkekten gelen sperm hücresiyle birleşmesi neticesi oluşan hücre, tekrar-tekrar ayrılarak binlerce, milyonlarca hücre oluşturur.
Vücutta tespit edilen bütün hücrelerin ortak özellikleri bulunmaktadır.
Çekirdek, mitekondri, sitoplazma vb… Ama her hücre değişik tek dokuyu oluşturur.
Beyin ve sinir sistemini meydana getiren hücrelere nöron adı verilir.
Nöronların ise başka hücrelerden bariz olarak görülen farklılıkları akson ve dendrit ismi verilen iki uzantılarının olmasıdır.
Hücre çoğalmasının 18.
gününde sinir düzeneğinin ilk farklılaşmaları oluşmaya baslar.
Embriyonun sinir sistemi oluşmaya başlarken başkalaşan sinir hücrelerinin akson ve dendritleri hücre gövdesinden uzar.
Her nöronun mevcut akson ve dendritlerin uzunlukları birbirinden değişiktir ve hepsi sahip oldukları uzunluklara göre tek misyon üstlenmişlerdir.
Mesela, omurilikten ayağa ileti iletecek akson 1 m.
uzunluğundayken, gözümüzden beynimize uzanan başka tek akson yanlızca 5 cm.
uzunluğundadır.
Vücuttaki milyarlarca akson ve dendrit, görevlerini yapmak için yanlızca kendilerine ihtiyaç duyulan olacak uzunluğa kadar gelişir ve sonrasında büyümeleri durur.
Vücuttaki bütün nöronların mevcut bu uzantılar vasıtası ile bütün bulgular lüzumlenen yerlere iletilir.
Nöronların bu yolla olması, bedenin her kösesine yayılarak sinir sistemimizi oluşturmalarını ve bedenimizdeki haberleşmeyi defa süratli tek şeklinde gerçekleştirmelerini sağlar.
Böylece beyin vücuttaki her noktadan noksansız malumat alır.
İletişimin en ehemmiyetli elemanları ise kuşkusuz ki nöronlardaki akson ve dendritlerdir.
Her ikisi arasında defa ahenkli tek iş kısmı bulunmaktadır.
Dendritler gelen iletisi hücre gövdesine iletmekle, aksonlar ise hücre gövdesinde değerlendirilen bu iletisi farklı tek nörona iletmekle görevlidirler.

Bir nöronun ansızın defa dendrite sahip olması onun bedeninin farklı yerlerindeki nöronlarla birebir etkileşim durumunda olmasını sağlar.
İnsan bedenindeki 100 milyar nöron göz önüne alındığında ve bunların her birinin çok sayıda dendrite mevcut hesaba katıldığında, sinir düzeneğinin, ne kadar komplike bulunduğu henüz iyi anlaşılacaktır.
Tipik tek nöron 1.000 ile 10.000 değişik bağlantıya sahip olabilir ve 1.000 değişik nörondan malumat alabilir.
Bu da, ‘bir nöronun dendritleri, vücuttaki başka 10.000 değişik nöronla endirekt bağlantıya geçerek, onlardan da kendine malumat akışı olmasını sağlayabilir’ demektir ki bu böylelikle uzayıp gider.
Bu sayılar üstünde düşündüğümüzde de, sinir sistemindeki ebedi bağlantıların meydaan getirdiği komplike şebeke henüz iyi hayal edilebilir.
Beyin ve sinir sisteminde fiziksel katmana bakıldığında, prosedürcü, sinyal mesajım ortamı ve yol verici olarak, sinir düzeneğinin esas unsuru olan nöron, veyahut sinir hücresi görülmektedir.
Sinir hücresini meydana getiren dendrit, hücre bedeni, akson ve akson uçları (sinaps) şeklinde gösterilmiştir.
Dendritler sinaptik sinyalleri girdi olarak almakta, hücre bedeni bu sinyalleri -bilindiği kadarıyla- analog tek yöntemle işlemekte ve imal edilen kontrol sinyali veyahut sinyalleri aksonlar vasıtasıyla denetlenecek amaç hücrelere iletilmektedir.
Tipik tek nöron, hücre bedeni ve dendritleri üstüne dış kaynaklardan gelen elektrik darbelerinden üç şeklinde etkilenir.
Gelen darbelerden bazısı nöronu ikaz eder, bazısı bastırır, geri kalanı da davranışında farklılığa yol açar.
Nöron yeteri kadar uyarıldığında çıkış kablosundan (aksonundan) aşağı tek elektriksel işaret göndererek tepkisini gösterir.
Genellikle bu tek akson üstünde birden fazla dallar gerçekleşir.
Aksondan inmekte olan elektrik işareti dallara ve alt dallara ve nihayetinde farklı nöronlara erişerek onların davranışını etkiler.
Nöron, birden fazla farklı nöronlardan çoğunlukla elektrik darbesi biçiminde gelen bilgileri alır.
Yaptığı iş bu kayıtların komplike ve hareketli tek toplamını inşa etmek ve bu bulguyu aksonundan aşağı göndererek tek dizi elektrik darbesi biçiminde birden fazla farklı nörona iletmektir.
Bu çalışma mantığı misal alınarak suni sinir ağları geliştirilmiştir.
Nöron, bu etkinlikleri sürdürmek ve molekül sentezlemek için de enerji kullanır ama esas fonksiyonu işaret alıp işaret göndermektir, başka bir deyişle malumat alışverişidir.
Ortalama tek beyinde milyarca sinir hücresi bulunmaktadır.
Dolayısıyla sayıları arttıkça beyin işlevlerinin de artacağı açıktır.
Nöron adedi kadar ehemmiyetli olan tek başka özellik; nöronların uzantıları vasıtasıyla başka nöronlarla oluşturdukları ilişkilerdir.
Bilgi alışverişinin yapıldığı bu temas noktaları (sinapslar) nöron başına 1000 ile 10.000 arasında değişir.
Sinapslar, tesire akım var / akım yok şeklinde reaksiyon gösterir.
Demek ki, tek nöron 103 hem de 104 reaksiyon verebilir.
1010 nöron olduğuna göre, sinir sisteminde reaksiyon adedi veyahut bilgisayar deyimiyle söylersek bit adedi, 10 trilyon ile 100 trilyon arasında değişecektir.
Bu bit adedi 500 sayfalık, tek milyon kitabı dolduracak büyüklüktedir.

#beyninsırlarıekşi
#beyninsırlarıbelgesel
#beyninsırlarıtrt4k
#beyninsırlarıprogramı
#beyninsırlarıpelinçiftkitapözeti
#beyninsırlarıizle
#degisenbeynim

Beynimiz Nasıl Öğreniyor?

(id: 196)

26 Şubat 2019, Salı 12:34

Beynin neden öğrendiği ile ilgili nihai yirmi sene içerisinde enteresan ilerlemeler oldu.
Beyninin her iki lobundan biri alınan hastalar üstünde yapılan çalışmalar süratli öğrenme ve bellek eğitimi metotlarında çığır açtı.
Bunca ilerlemelere karşın beyin, hâlâ insan bedeninin çalışması ile ilgili minimum şey malum uzuv olma özelliğini savunuyor.


Konunun eksperlerine göre çoğu şahıs beyin potansiyelinin fakat yüzde 4-8 arasındaki tek bölümünü kullanıyor.
Beyin gerçekleri, etkin tek eğitimin, insanın ilk olarak kendisini tanıması ve keşfetmesine; neden öğrendiğini öğrenmesine bağlı olduğunu işaret ediyor.
Bu ilerlemeler, “Başarılı insan” kavramında da farklılığa yol açtı.
Günümüzün etkin kişiyi, beyninin her iki yarısını da tesirli ve balanslı tek şeklinde kullanabilen ve gerektiğinde birinden diğerine rahatlıkla geçebilen insan olarak değerlendiriliyor.
Beyin hücreleri arasındaki irtibatları gelişmemiş kişiler, beyinlerine ne kadar malumat yığmış olurlarsa olsunlar, kanaat, muhakeme, akıl yürütme maharetleri gelişmemekte, bu sebepten de eğitilmiş sayılmamaktadır.
Beyin neden öğreniyor? Beynin öğrenme ile teması nedir? Şimdi bunları ele alacağız.

Hipokamp ve Tesirli Öğrenme
İç içe üç kısım hâlinde tespit edilen beynimizin orta beyin kısmında bulunan “Hipokamp” (hippocampus) hafızanın merkezi halindedir.
Bu merkez, beynin yazıcısı gibi etkinlik gösterir.


Beynin yazıcısını kendisi isteğimizle çalıştırıp, istediğimiz verileri kaydedebilir miyiz?
Hipokamp ili bulguların kalıcı hafızaya geçip, geçmeyeceğine hüküm veren merkezdir.
Çeşitli şekillerle kendimize ulaşan bulgular, sunduğumuz ehemmiyet derecesine göre beyine kaydolmaktadır.
Merak ve alaka duymadığımız, önemsemediğimiz; hasılı duyguların hareketlenmediği olaylarda gelen bulgular düşük frekanslı elektrik sinyalleri şeklindedir.
Sonuçta, zayıf sinaptik bağlar meydana gelir ve beyin hardiskine (korteks) kayıt prosedürü gerçekleşmez.
Çünkü bu tür hallerde alıcılar (duygular) harekete geçmemektedir.
Duyguların uyandığı olaylarda ise hipokamp hareketlenmekte ve kortekse kayıt prosedürü tamamlanmaktadır.
Dış beyin bölümünü teşkil eden korteks, beynin düşünen, konuşan, yazan, yeni buluşlar yapmış, merak eden, tasarı yapmış, öğrenmenin, zekanın ve hafızanın oluştuğu kısım olup, hudutsuz tek kapasiteye sahip görünmektedir.
Üzerindeki görme, duyma ve başka algılama merkezleriyle ve dış dünyayla daimi etkileşim durumunda yer alır.
Bu kapasiteyi nöronlar arasında kurulan ilişkiler karşılamaktadır.
Merak ve alaka eksenli bulgular, hisleri uyandıran hadiseler olmasından, orta beyindeki hipokamp, giriş vizesi vermekte, bulgular beyin korteksi üstüne kaydedilmektedir.
İstatistikler, tek toplumda fakat yüzde 7-10’luk talebe kesiminin her şeye karşı meraklı olduğunu işaret ediyor.
Bunlar ek tek motivasyona gereksinim duymadan alaka ve meraklarının yüksekliği nedeniyle öğrenmeyi her ortamda başarırlar.
Bu halde eğitimde esas endişe ve amaç, yüzde 90’lık devasa çoğunluğun neden motive edileceği üstünde düğümlenmektedir.
Bu yüzden aktif ve doğru eğitim desenleri, öğretmenin iyi ders verme ve iyi ders anlatmasından değişik tek vaziyet meydana koymakta; “iyi motive etme ve merak ve alaka uyandırmayı” öne çıkarmaktadır.
Bu yüzden de “Merak ilmin hocasıdır” denilmiştir.
İnsanlar, tekilce öğrenmeyi isterlerse öğrenirler.
Kendilerini, merak ve dikkatlerini beslerlerse geliştirebilirler.
Enerji ve güçlerinin kaynağı kendileridir.
Bir bulguyu şuurlu olarak istemeyen ve bulduğunu da şuurlu olarak özümsemeyen ve kullanmayan şahıs gerçekte öğrenmeyi başaramamış demektir.
Beyin Loplarının Öğrenmedeki Yeri
Birçok deneme neticeninde, beynin sol lobunun, konuşma, matematiksel işlemler, diziler, rakamlar ve çözümleme gibi konularda defa üstün bulunduğu, mantıklı ve doğrusal çalıştığı belirlendi.
Araştırma neticeleri beynin sağ lobunda, ritim, hayal kurma, renkler, ebat, hacim, müzik gibi işlevlerine yapıldığını meydana koymaktadır.
Beynin sol yönü bulguyu mantıklı ve doğrusal olarak işlemekte, sağ lop ise artistik yönü oluşturmakta, detaydan defa resmin bütünüyle ilgilenmekte ve bulguyu biçim ve hayal gücüyle işlemektedir.
Sağ lobun hisler, inanma ve hayallerin tesirinde bulunduğu ve fotoğrafik, başka bir deyişle bütünsel öğrendiği meydana çıktı.
Bu yüzden bulguyu sıra ile işleyen sol lobun aksine, sağ lobun öğrenmede defa daha süratli ve tesirli bulunduğu anlaşıldı.
Ayrıca, insanın mucitlik ve üretkenlik bölümü sağ lop işlevleri arasında bulunmaktadır.
KİTAP OKUMAK BEYNİ Ilerleten EN Ehemmiyetli FAALİYETTİR
Kitap okurken genellikle her iki lop beraber koordineli tek şeklinde çalışmak mecburiyetinde kaldığından kitap okumak beyin loplarının balanslı gelişiminde en yararlı faaliyetlerdendir.
Sol lopça takip edilen ve kavranan sözel kavramlar, sağ lopla tasvir edilir, biçim, imge ve yeni düşüncelere dönüştürülür, canlandırılır.
Halbuki, televizyon seyretme sağ lobu genellikle pasif halde bırakmaktadır.
Bu yüzden de beyin gelişimine pozitif tek katkı sağlamamaktadır.
İnsanların yüzünü basitçe hatırlarken, adını hatırlamada zorlanışımız sağ lobun öğrenmede sol lopdan ne derece tesir olduğunu gösterir.
“Bin kez duymaktansa tek kez görmek yeğdir” Çin atasözü de bu gerçeğe parmak basmaktadır.
“Hafıza şekillerle, temsillerle çalışır ve bulguyu resimlerle işler” şeklinde ifade edilen bellek gerçeği gerçekte, sağ lobun biçim, fotoğraf, hareket ve boyuta duyarlılığı; hayallerin ve yapımcı düşüncenin merkezi olması vesilesiyle öğrenmede fevkalade tesir ve fonksiyona işaret etmektedir.
Bazı kişiler okuduğu, gördüğü ve duyduğu verileri basitçe ve derhal hatırlıyorlar.
Bunlar fotoğrafik hafızaya sahip insanlardır.
Fotoğrafik hafızaya sahip kişiler üstünde seneler süren ilmi incelemeler yapılmıştır.
Bunların en ehemmiyetli özellikleri beynin her iki lop işlevlerini beraber ve balanslı olarak kullanmalarıdır.


#beyinnasılçalışır
#beyinnasılçalışırmakale
#beyinveöğrenmeppt
#beyinveöğrenmepdf
#beyinnasılhareketegeçer
#beyinyapısıveöğrenme
#ilkelbeyinnasılçalışır
#nasılöğrenir

Beyinin Oluşumu

(id: 195)

26 Şubat 2019, Salı 12:24

Gazi Üniversitesi Etkileşim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Alemdar Yalçın beynin ilerleme sürecini; “Beyin, çocuğun anne karnına düşmesinden 22 gün ardından oluşma sürecine giriyor” diye izah ediyor ve ekliyor; “Bu uzvun %90'dan çoğunu yağ, geri kalanını essel elementler (selenyum, azot vs.) oluşuyor”.
Her beyin dişi olarak doğuyor.
Yani kadınımsı özellikler taşıyor.
Ancak çocuğun cinsel uzvu belirmeye başlayıp da testosteron (erkeklik hormonu) salgısı meydana çıktığında, beyin cinsiyet kazanıyor.
Bu ilerleme devam eder iken, çocuk dışarıdan gelen kimi uyarılara tepkin işaret ediyor.
Bu uyarılar lüzum annenin, lüzum dış dünyanın verilen sinyaller.


Özellikle sese, duygusal ilerlemelere karşı duyarlılık başlangıçta daha fazla oluyor.
İnsan beyni, doğumdan ileri iki sene içerisinde büyümesini sürdürüyor.
Ancak gelişmesi hayat boyu devam ediyor.
Bu ilerleme, daha fazla dış duyumlar ve olaylara göre biçimleniyor.
Çocuğun yürümeye ve konuşmaya başlamasıyla beraber beynin gelişmeyi başka bir deyişle hücre üretimi hızlanıyor.
‘Bu gelişim ne kadar sürer?’diye merak edenlere Prof.
Yalçın, derhal şunu belirtiyor: “Bir balonun içerisine ne kadar su doldurursanız, o kadar genişler.
Beyin için de aynısı vaziyet söz konusu”.
Bunu tek numuneyle yorumlamak mümkün: Prof. Yalçın, Londra telefon rehberini ezberleyen kişiler olduğunu vurguluyor ve ekliyor “Beyin doğru kullanıldığı takdirde, verileri öğrenme kapasitesi her sıhhatli insan için aynıdır”.
Beyinde, tahminen 100 trilyon seviyesinde nöron, başka bir deyişle beyin hücresi var.
Bunlar beynin her ilçesinde bulunuyorlar.
Aralarında daimi etkileşim kuruyorlar ve vücuttaki sinir hücrelerine buyruk veriyorlar.
Yani, her duyu ilk olarak beyinde oluşuyor.
Prof. Yalçın, bunu da tek numuneyle açıklıyor: “Diyelim ki tek ismim atacaksınız.
Siz bu aşaması atmadan nöronlar harekete geçiyor ve bunun verisini bedenimizdeki sinir hücrelerine aktarıyorlar ve biz ismim atıyoruz”.


Aynı vakitte, beş duyumuzla aldığımız bulguların tümünü beyindeki algılama ortasında değerlendiriyor ve saklı tutuyor.
Değerlendirme vakası düşünme, depolama prosedürü ise hafıza olarak adlandırılıyor.

#beyinnedir
#beyinhakkındabilgi
#sinirsistemininoluşumu
#sinirbilimvebeyin2
#santralsinirsistemininembriyolojikgelisimi
#beyinanatomisi
#sinirsistemininevrimselgelişimi
#insanbeyninasılçalışır

Barkod Nedir?

(id: 194)

26 Şubat 2019, Salı 12:16

Hepimiz gün içerisinde minimum tek kere gereksinimiz olan herhangi bir ürünü alabilmek için bakkala ya da markete gideriz.
Aldığımız her ürünün üstünde farklı kalınlıktaki çizgilerden meydana gelen tek yafta bulunmaktadır.
İhtiyacımız olan ürünleri aldıktan ardından parasını ödemek için kasaya geliriz.
Kasada duran kasiyer satın aldığımız ürünlerin üzerindeki yaftaları ayrı ayrı tek el tarayıcısından geçirerek size ödemeniz istenilen toplam miktarı söylüyor.
Hiç merak ettiniz mi bu etiketler ne işe yarıyor, yaftanın üzerindeki sayılar ve çizgiler ne manaya geliyor? İşte her ürünün arkasında tespit edilen bu yaftalara BARKOD diyoruz.

Nedir Bu Barkod?
Kısaca; genellikle dikdörtgen biçiminde olan, birbirine paralel çizilmiş inceli kalınlı çizgilerden ve bu çizgilerin arasındaki boşluklardan oluşan , kara çubukların meydaan getirdiği tek sembole barkod diyoruz.
Barkod’lar vasıtası ile bilgisayara otomatik data girişi süratli tek şeklinde sağlanmaktadır.
Günümüzde birçok bölgede kullanılmaya başlanmıştır.

#barkodnediranlamı
#barkodnedirnasılalınırnasılyapılır
#upcabarkodnedir
#barkodneamaçlakullanılır
#barkodçeşitleri
#barkodsistemininfaydaları
#barkodoluşturma
#ürünbarkodusorgulama
Arama motorları internetin sonsuzluğu içerisinde kaybolmadan ulaşmak istediğimiz bilgiye bir an evvel ve basit ulaşmamızı gerçekleştiren bilgisayar programlarına verilmiş addır.
Kendisine gönderilen sorguları cevaplayabilmek için bir arama motoru internetteki verileri daha önceden “görmek” zorundadır.
Başka bir söylemle bir arama motoru ancak daha önceden “gördüğü” ve “hatırlayabildiği” sayfaları size sunabilir.
Daha evvel görmediği, veyahut görmüş olsa biler hatırlayamadığı sayfaları ise kullananlara sunamaz.
Peki ancak ne şekilde oluyor da bir bilgisayar sayfaları görüyor ve hatırlıyor? İşte burada bizim kapımızdan içeri giriyorsunuz.
İnternetteki sayfalar birbirine irtibatlar (linkler) aracılığı ile bağlıdır.
Bu sayede bir sayfadan diğerine geçmek olasıdır.
Dahası, normalde sayfalar kendileriyle ilgili sayfalara link verirler.
Mesela kalp operasyonlarından söz eden Türkçe bir sayfada, hem de sitede, kedi mamaları ile ilgili Fransızca bir sayfaya link görmeniz olsılığı epey düşüktür.
İşte arama motorları bu özellikten yararlanarak bir siteden başlar ve internette dolaşmaya başlarlar.
Bir sayfa gördüklerinde aynen bir kullanıcının Web Explorer veyahut Firefox gibi bir tarayıcı ile bakacağı gibi sayfaya bakar ve muhtevanını anlamaya çalışırlar.
Sonra muhtevası belleklerinde (hard disklerinde) bir yere yazar ve sayfadaki linkleri izleyerek başka sayfalara ulaşır orada da benzerini yaparlar.
Böylece internmette dolaşırken olası mümkün oldukça defa siteyi ziyaret eder ve hatırlamaya çalışırlar.
Sayfaları hatırlamaları da esas oalrak sayfadaki kelimeler vasıtası ile gerçekleşir.
“Index” ismi verilmiş listelerde bir nevi bir kitabın başındaki içindekiler veyahut sonundaki indeks gibi sayfada geride bıraktığımız kelimeleri tutaarlar.
Böylece gördükleri sayfalardan hangisinde hangi sözcük geçiyor hafızlarında tutmaya çalışırlar.
Daha ilerlemiş arama motorları sayfada geride bıraktığımız keliemelerin geçme sıklığı (sayısı), keliemelerin sayfadaki yeri, birbirine göre konumu, sayfa içindeki dış irtibatlar için sarfedilen kelimeler, sayfa başlığı, sayfadaki başlıklar, büyük-küçük harfle yazılan kelimeler, yazıların rengi büyüklüğü, site çapında hakim olan mevzu, sayfaya link veren başka sayfaların muhtevası ve sayfanın link verilmiş dış bağlantıların muhtevası gibi pekçok özelliğe ilgi eder ve bunları indekeslerde saklarlar.


Sayfanın bulunduğu gibi saklanması adına indekslenmesinin emeli gerektiğinde sayfadaki verilere basit ulaşmayı sağlamaktır.
Bir benzetme inşa etmek icabında, kitabın bütün elimizde olduğu halde yeniden de içindekiler kısmına ihtiyaç olur.
Elimizdeki kitapta bir konuyu arar iken evvel kısım başlıklarına, sayfa başlıkların vs bakarız.
Ya da bizim açımızdan ehemmiyetli bir kitapta başka bir kitaba atıfta bulunulduğunda o kitabı da elimizin altındaysa konuyla ilgili sayar ve gözden geçirmeye çalışırız.
İşte arama motorları da benzer bir fikiri web sayfaları ve siteler için uygulamaktadırlar.
Kullanıcıdan bir sorgu geldiği zaman arama motorları derhal indexlerine bakar ve sorguda geride bıraktığımız kelimelerin geçtiği sayfaları bulmaya çalışırlar.
Sonra o sayfalar arasında muhtelif kriterlere göre sıralama yapar ve neticeleri kullanıcıya gösterirler.
Bir sefer henüz özetlemek icabında, arama motorları esas olarak üç kısımdan meydana gelir.
Birinci bölüm İngilizce olarak crawler (emekleyici) veyahut spider (örümcek) olarak isimlendirilen ve sayfaları gezip muhtevanını toplayan kısımdır.
İkinci modül internetten toplanan sayfaların içerğini araştıran ve indexlerde gizleyen modüldür.
Son kısım olan sorgulama modülü ise kullnıcıdan gelen sorguları ikinci bölümde yapılan indexlerde bularak sıralar ve kullanıcıya gösterir.


#aramamotorunasılçalışırkısaca
#aramamotorunedirnasılçalışırkısaca
#aramamotoruörnekleri
#aramamotoruçalışmaprensibi
#aramamotorunungörevi
#içeriklerinaramamotorlarıtarafındankategorilereayrılması
#ençokkullanılanaramamotorları
#aramamotorlarıkaçaşamadabilgiyibulur

Orqun şu an "beta" sürümüyle yayındadır. Karşılaştığınız aksaklıklar ya da önerileriniz için İletişim sayfamızdan bizimle iletişime geçebilirsiniz.